31.07.2009

Oyuncak Müzesi 31.07.09

Oyuncak Müzesinin gelmiş geçmiş en kısa turunu bizim atttığımıza dair tutanaklar varmış. Yanlış anlaşılmasın müze inanılmaz. En kısa zamanda en az 1 saatimi ayıracağım AMA 19,5 aylık ikiz bebekler ile bu kadar kısa sürermiş...


Arabalar, tren, uzay gemileri, oyuncak evler... 1850, 1890,1940... Yıllar bebekliğimizi, çocukluğumuzu yok edememiş. Teknoloji her şeyin üstüne çıkamamış... Halen el emeği, göz nuru yaratılan değerli! İşte kanıtı...


Neredeyse gördüğümüz her oyuncağa saldırmaya çalıştık ama nafile. en güzel şivemizle "aç", "aç" dedik ama dinletemedik. O arabalar, o barbie koleksiyonu, o evler, o askerler... Aman Allahım "AÇIN ŞU CAMLARI!!!..."
Ya da biz çıkalım buradan...



Nereden başlasam. Nasıl anlatsam...

Ben bu şarkıyı çok seviyorum. Anneme bu konuda çekmişim ama ileride etkisi daha ortaya çıkacak...



Tüllerle dans ediyorum. Şarkım çalıyor. Çok sevdiğim elbisem üstümde...


Daha başka ne isterim. Bu anların ölümsüzleşmesi harici...




Anlamazdın...Anlamazdın...



Ve Sürpriz

Gördüğünüz, sadece Ikeadan alınmış gibi gözüken bir mama sandalyesinin ardından kimbilir ne muzurluk yapan bir bedenin gözüken 2 bacağı...


Ama burada zaten muzur olarak nam salmış benim canım oğlum, ilk boxer donu ile gün içinde dolanıp durdu. Yaz aylarının ve bu yaşların en zorlu yanı, gündüz güneşin altında çocukları dışarı çıkaramama sendromu ve evde kalırsakta nasıl oyalayacağım sorunları...


Babanne ve Büyükbabamızın da Doğumgününü Kutladık

Ailemizde nisan doğumlular çok fazla. Ayın 2 ve 7nde doğan babannemizin ve büyükdedemizin doğumgününü bizde kutladık. Günün süpriz konuğu Erdal dedemiz de gelmişti.



Babamız bu güne özel mi özel bir kaburga yaptı mangalda ki anlatılmaz bir daha istenilir ve hemen yenilir. Favori yemeklerimizden oldu bile şimdiden, baba bize yine yap! uzun zaman oldu bile!



Şimdi kısıtlı resimler olduğu için belli olmuyor ama orada üflenmek üzere bir pasta duruyor. ben de her türlü kareyi yakalamaya çalışıyorum. Fotoğraf çekme faslı bitince her ne hikmetse, aklımda ne varsa pastayı ben(özlem-anne) üfledim ve hemen servise geçmeye kalktım. Kısa zamanda durumu farkedince kendime geldim. Ne yaptım ben diyerek, o güne ait komikte bir anı yaratmış oldum :))


O aralar yapmayı ve yaptırmayı çok sevdiğimiz; babanemizin kucağına oturup masal okutma!
Hey gidi günler!!!





Kurtarılmış Resimler


Bizi takip edenler bilir; nisan ve mayıs ayı boyunca çektiğim resimler bilgisayarımın formatlanması sırasında yok oldu. Gecenlerde bilgisayarımı tekrar götürdüm ve kurtarma işlemi yaptırdım. Hiç yoktan iyidir dediğim resimler işte buyurun!!! Ama çok beğendiklerim geri gelmedi ve halen içim yanıyor...


25 Nisan da babamızın doğumgününü hep beraber kutladık. Bu mum üfleme merasimine oldukça alışacağız gibi gözüküyor. 2. yaşgünümüz için şimdiden sabırsızlanıyoruz. Önce yemek, sonra pasta, mumlar bir de tüm aile olduk mu harika bir gün geçmiş oluyor. tüm yüzler gülüyor. Biz gülen yüzler görmeyi çok seviyoruz. Keşke her gün birilerinin doğumgününe gitsek diye düşünmeden edemiyoruz :)



Ender çekilmiş resimlerden birinde bebeklerim ve bendeniz!



Bu çok daha güzel bir resim. Kurtarılan ve en sevdiğim bu oldu. Kurtarılamayan ve çok sevdiğim bir sürü... Ağlamak istiyorum :P


28.07.2009

19 Ayın Ardından



Ayların hızla geçtiğini, yıllara dönüştüğünü ve geriye baktığınızda “Aman Allah’ım ne çabuk büyüdüler” yorumunu hayatımız boyunca sık sık söyleyip duracağız eminim.
Daha dün doğdular derken benim güzel bebeklerim güzel çocuklarıma dönüşmeye başlamış bile. Tuhaf ama çoktan çocuklar hadi gelin demeye başladım. Çok değil 5-6 ay önce kucağıma alıp taşıdığım bebeklerim şimdi hadi gidiyoruz dememle arkamdan gelebiliyorlar, dediklerimi anlayabiliyorlar ve işlerine geleni uyguluyorlar.
Ön, arka, alt dişler derken azı dişleri çıktı şimdilerde köpek dişlerini çıkartıyor meleklerim. Diş çıkartmak demek, uykumuz arasında acıyla uyanmak ve anneyle geceyi geçirmek demek. Emirim geceleri daha rahat ve uyanmadan sabaha kadar uyuyor diyebilirim ve arkasından kocaman bir MAŞALLAH geliyor hatta yazarken dilimi ısırıyorum. İremim benim nazlı kuzum, hassas kurabiyem; Geceleri, hemen hemen her gece, doğduğundan beri, buluşuyoruz. Nadiren tüm gece uyuyor. Ya bizimle yatakta oluyor ya da salonda önce koyun koyuna sonra da ayrı koltuklarda uyukluyoruz. Bensiz uyumaması annelik gururumu okşasa da salonun kanepesinde yatmaktan taşlaşan sırtım, yatakta ise sürekli hareket halinde uyuması ile kendimi ona uydurmaya çalışmaktan iki büklüm kalmaktan ağrıyan vücudum çoğu zaman uyuduğu gecelere hasret! Tabii ki ilk 13–14 ay kadar sık uyanmalar olmuyor. Gece boyunca 20–25 kere fırlayıp yanlarına gittiğimi çok bilirim. İlk 4–5 ay hariç Emir çok daha kolay uyuyan bebeğim oldu. İlk aylarda da çok güzel uyuyan İrem diş çıkarmaya başladığı aylardan beri düzensiz uyumaya başladı. Yine de çok şükür diyorum. İkisini de aynı zamanda uyutmak zorunda çok kaldım. Hatta çok hastayken bile, onlara geçirmemek için taktığım yüzümdeki maskeden nefes alamıyorken bile gecenin bir yarısı ikisine de baktım. Veya ikisi de çok hastayken bir ona bir ona derken sabahları da bulduğum oldu. Ama yapılan her şey sevgiyle olunca ne ağrının ne uykusuzluğun önemi kalıyor. Sadece, dönemsel yaşansa da o yorgunluk pek çok patlamalara sebep olabiliyor.
Kitaplardan okuyoruz; pek çok dönemlerden geçiyorlar. Ve bu dönemlerde bebeklerin ve çocukların tepkileri hep birbirinden farklı oluyor. Farklı cinsiyetli ikiz annesi olarak, Emir böyledir, İrem böyledir demenin henüz çok erken olduğunu düşünüyorum. Tamamen farklı oldukları kesin. Ama geçen gün dikkatimi çekti; İrem’in cibinliğini tutan ahşap eşya tehlike yaratır diye çıkarmıştım. Cibinliğin tülü de ortalarda geziyor. Halen tülün içinde oynamaya bayılıyorlar. İlk sene kendilerini ayıran zardan dolayı perde tülüyle oynamayı severler diye söylüyorlardı. İkiz olduklarına da en çok bu anlarda daha net şahit olabiliyorum.





Dün Emir ilk defa kendi havuzları dışındaki bir havuza girdi hatta atladı diyebilirim. Çıkarmakta oldukça zor oldu. Bu kadar eğlendiğimizi görmesine rağmen, İrem yine havuz kenarında takılmayı tercih etti. İrem’in üzerinde Seçil yengesinin Safranbolu’dan aldığı yazmadan bir elbisesi vardı. Havuz kenarında o elbise de ıslanınca giysisini çıkardık. Çıkarmamızla bir kıyamet koptu. Hemen gittim yeni bir takım getirdim. İkinci kıyamette orada koptu. Koştum. Yine hoşuna gideceğini umduğum bir elbisesini bulup getirdim. Neyse bu çok güzel, çok sık tezahüratları arasında giymeyi kabul etti. Bu kız daha 19,5 aylık ve giyinmek için söz hakkı şimdiden istemeye başladı. Şimdi değişimleri görebiliyor musunuz?
Daha önce neler anlatıyordum, şimdi neler anlatıyorum.
İrem istemediği yemeğe çok güzel hayır diyebiliyor, Emir balonları pencereden dışarı atıp, arkasından gülerek, çığlık atarak seyredebiliyor. Beraber kovalamaca oynayabiliyorlar. İrem Emirin hangi oyuncakları değerli olduğunu bilip, onları kaçırıp yeni bir oyun başlatabiliyor. Dumanı tüten kahvenin sıcak olduğunu görüp, füfü yapabiliyorlar. Masal dinlerken uyuma saatlerinin geldiği gayet iyi biliyorlar. Uyandıklarında anne, baba diye çağırabiliyorlar. İrem elimden tutup beni süt ısıtmaya götürebiliyor. Emir yayaya şaşaşa tezahüratı yapabiliyor. Ayı, maymun, aslan, kedi, havhav sayabildiğimiz hayvanlardan. Tüm bunların yanında sinirli olduklarını ve tepkilerini vurarak, saç çekerek veya ısırarak gösterebiliyorlar. Pek çok uyarıya, cezaya rağmen bu huylarından henüz vazgeçmiş değiller. Ayakkabılarını gösterip veya kapıya giderek çıkmak istediklerini anlatıyorlar. İrem elleri yemek olunca silinmesini istiyor. Emir süpürgeyi alıp yerleri silmeyi; İrem oyuncak pusetle dolaşmayı, Emir süpürgeyle çiçeklere vurmayı, İrem süslenmeyi, Emir balkondan aşağıya nanilerini atmayı çoook seviyor.
Ben de onları…